Analiz: İran'da rejim değişikliği hedefinden rejimle ateşkese

    • Yazan, Jeremy Bowen
    • Unvan, BBC Dış Haberler Editörü
  • Okuma süresi 4 dk

Donald Trump, bir gün içinde, İran'ın medeniyetinin "bu gece yok olacağını" söylemekten, Tahran'ın 10 maddelik planının müzakere için "uygulanabilir" bir temel olduğunu ilan etmeye geçti.

Ateşkes, her şeyden önce, 28 Şubat'tan bu yana ateş altında yaşayan Ortadoğu'daki tüm siviller için bir soluklanma imkanı demek.

Buna Lübnan halkı dâhil değil. İsrail, ateşkesin Lübnan için geçerli olmadığında ısrar ettikten sonra büyük ve ölümcül bir hava saldırısı dalgası başlattı.

Başka yerlerdeki bu nefes alma süresi uzun sürmeyebilir. Hem İran'ın hem de ABD'nin savaşı bitirmek için güçlü nedenleri var. Ancak kamuya açık şekilde ilan ettikleri pozisyonlar birbirinden çok uzak.

Birbirine güvenmeyen iki taraf arasında bir anlaşmaya varmayı denemek için önlerinde iki hafta var.

ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, ateşkesi "kırılgan bir ateşkes" olarak nitelendirdi. Bu gerçekçi bir değerlendirme.

Her iki taraf da aynı anda zafer ilan ederken daha az gerçekçi iddialar ortaya atılıyor.

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, Pentagon'da gazetecilere bunun ABD için "büyük V harfiyle askeri bir zafer" [İngilizcede "zafer" anlamına gelen "victory" kelimesine atfen], "tarihî ve ezici" bir başarı olduğunu savundu.

"Dünyanın önde gelen terör sponsoru devletinin, kendisini, halkını ya da topraklarını savunmaktaki yetersizli kanıtlandı" dedi.

Aynı ölçüde abartılı iddialar, rejimin ezici bir zafer elde ettiğini savunduğu Tahran'dan da geliyor.

İran Cumhurbaşkanı Yardımcısı Muhammed Rıza Aref, sosyal medyada "dünya yeni bir güç merkezini kucakladı ve İran çağı başladı" ifadelerini kullandı.

Trump'ın destekçileri, ABD ve İsrail saldırılarının, İran'da yarattığı inkâr edilemeyecek ölçüdeki ağır hasarın Tahran'ı müzakereye zorladığını savunuyor.

Destekçileri, Trump'ın açıklamalarının müzakere taktiği olduğunu savunuyor.

Bazı saldırı tehdidi mesajları, savaş suçu ve insanlığa karşı suç olarak yorumlanabilecek ifadeler içeriyordu.

İranlılar ise rejimin direncinin, ABD ve İsrail gücüne karşı koyabilmesinin, balistik füzeler ve insansız hava araçları fırlatmaya devam edebilmesinin ve Hürmüz Boğazı'nı kontrol edebilmesinin, Amerika'nın müzakereleri kendi on maddelik planları temelinde kabul etmesine yol açtığına inanıyor.

Plan, iki tarafın da kabul etmesinin zor olacağı maddeler içeriyor.

Tahran'ın zor talepleri arasında İran'ın Hürmüz Boğazı üzerindeki askerî kontrolünün tanınması, tazminat talepleri, yaptırımların kaldırılması ve dondurulmuş varlıkların serbest bırakılması bulunuyor.

Tarafların biraraya geleceği İslamabad'da, kalıcı bir anlaşmaya ilişkin belirsizlik sürse de savaş ve sonuçları Ortadoğu'yu yeniden şekillendiriyor.

Hem Başkan Trump hem de Başbakan Netanyahu İran'a saldırı emrini verdiklerinde, İran'da rejim değişikliğinin geleceğini söylemişti.

Trump'ın üst düzey İranlı liderlerin öldürülmesini yeni bir rejimin başlangıcı olarak sunma girişimine rağmen sonuç bu değil.

İran rejiminin ülke içindeki muhalifleri, rejimin düşmesini umanlar, savaşın sona er biçimi nedeniyle kendilerini güvende hissetmeyecekler.

ABD ve İsrail'in düşeceğini söylediği bir rejim, şimdi müzakerelerde net şekilde masanın ortağı olacak.

İran, konumunu güçlendirmeye çalışacak. Sadece birkaç hafta önce Trump, rejimin koşulsuz teslimiyetini talep ediyordu.

İslamabad görüşmelerinin, ABD ve İsrail İran'a yönelik savaşını yenilediğinde ilerleme kaydediyor gibi görünen Cenevre görüşmelerinden nasıl farklı olacağı hiç de net değil.

Cenevre'de, İran'ın nükleer silah yapımında kullanılabilecek zenginleştirilmiş uranyum stokunun kaderi de dahil olmak üzere nükleer dosya hakkında yeni bir anlaşma tartışılıyordu.

Diğer bir unsur, İslamabad'da da gündemin üst sıralarında yer alacak: Hürmüz Boğazı. Boğaz, İran için yeni bir caydırıcılık kaynağına dönüştü. ABD ve İsrail savaşa geri dönerse, İran'ın küresel ekonomik zarara yol açabilecek şekilde boğazı kolaylıkla kapatabileceğini gösterdi.

Uluslararası deniz taşımacılığı 28 Şubat'tan önce boğazdan serbestçe geçebiliyordu.

Şimdi İran, ateşkes süresince boğazı gemilere yeniden açacağını, ancak hareketlerinin İran ordusuyla koordine edilmesi şartıyla izin vereceğini söylüyor. İran, bu düzenlemenin devam etmesini isteyecek ve Süveyş Kanalı'ndan geçişte ödenen türde geçiş ücretlerini de talep edebilir.

İsrail, ateşkese giden diplomasi sürecinin bir parçası değildi. Netanyahu, İslam Cumhuriyeti'ne daha fazla zarar vermek istiyordu.

İsrail'de seçim yılı olması nedeniyle muhalefet lideri Yair Lapid de dâhil olmak üzere siyasi rakipleri, Netanyahu'yu ülkenin güvenliğini tehlikeye atmakla suçladı. İran'a karşı kazanılan taktiksel zaferlerin, stratejik bir ilerlemeye dönüşmeyeceği ihtimali onları endişelendiriyor.

Çin, ateşkes öncesi süreçte rol oynadı; bu da İslamabad görüşmelerinde güçlü bir etkiye sahip olacağı anlamına geliyor. Bu, Ortadoğu'daki etkisini daha da artıracak.

Trump'ın kullandığı dil de sonuçlar doğuracak. Müttefiklerle, özellikle NATO içinde ilişkileri zedeledi. İngiliz siyasetçilerin, Başbakan Keir Starmer'a yönelik hakaretlerini ve Kraliyet Donanması'yla alay etmesini unutması zor olacak.

Körfez'deki Arap yönetimleri ABD ile ilişkileri koparmayacak, ancak Washington ile güvenlik ilişkilerini yeniden değerlendirecekler.

Ve bir ABD başkanının, tüm bir medeniyete yönelik potansiyel soykırımsal bir saldırı tehdidi de dâhil olmak üzere, savaş suçlarına varabilecek eylemleri benimser şekilde konuşmasının görüntüsü ve sesi, Trump'ın hukuka ve ahlaka bakışı konusunda dünya genelinde derin ve alarm verici sorular ortaya çıkardı.