Ursula von der Leyen'in tartışılan sözleri: AB, Türkiye'yi potansiyel üye olarak görüyor mu?

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Brüksel'de düzenlenen Avrupa Komiserleri Kurulu toplantısının başlangıcını müjdeleyen zili çalarken.

Kaynak, Reuters

Fotoğraf altı yazısı, Ursula von der Leyen'in açıklamalarının ardından düzeltme için birlikten iki ayrı açıklama yapıldı.
    • Yazan, Güven Özalp
    • Bildirdiği yer, Brüksel
  • Okuma süresi 4 dk

Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in Almanya'da yaptığı bir açıklamada aday ülke Türkiye'yi Rusya ve Çin'le aynı kefeye koyması tartışmaya neden oldu.

Cevabı aranan soru ise Brüksel'in, son dönemdeki olumlu sayılabilecek tüm açıklamalara rağmen Türkiye'yi gerçekten potansiyel bir AB üyesi ve stratejik ortak olarak görüp görmediği.

Von der Leyen, Almanya'nın Hamburg şehrinde Die Zeit gazetesinin 80. yıl etkinliğinde yaptığı açıklamada, AB'nin genişlemesini desteklediğini belirtti ve şu ifadeleri kullandı:

"Avrupa kıtasını tamamlamayı başarmalıyız ki Rus, Türk veya Çin etkisine girmesin. Daha büyük ve jeopolitik düşünmeliyiz."

Bir AB ülkesi diplomatına göre "Genişleme sürecine ilişkin tartışmalarda bu üç ülkenin adının birlikte anılması bir ilk değil".

Bu üçlüye aynı anda atıf büyük ölçüde Batı Balkanlar söz konusu olduğunda yapılıyor.

Genişleme söz konusu olmadığında ise aynı toplu atıf Afrika bağlantılı yorumlarda görülebiliyor.

AB Komisyonu Sözcüsü Paula Pinho kürsüde açıklama yaparken

Kaynak, AFP /Getty Images

Fotoğraf altı yazısı, AB Komisyonu Sözcüsü Paula Pinho, Von der Leyen'in sözlerine açıklık getirmeye çalıştı.

AB Komisyonu Sözcüsü Paula Pinho konuya ilişkin 21 Nisan'da yaptığı değerlendirmede şöyle konuştu:

"Burada söylenen şudur, Türkiye, aday ülke olarak bulunduğu bölgede ek bir sorumluluğa sahiptir ve bu bölgedeki etkisini göz ardı etmiyoruz.

"Bu örnekte atıf Batı Balkanlar konusundaydı. Türkiye'nin AB değerleri doğrultusunda hareket etmesi beklenmektedir. Başkan'ın Türkiye'ye yaptığı atfın bağlamı buydu."

Türkiye'nin bu bölgedeki etkisi yıllardır Brüksel'in yakın takibinde.

Von der Leyen'in açıklamasındaki sorun ise 1999'dan bu yana aday ve 2005'te başlayan sorunlu bir sürece rağmen halen resmi olarak AB'yle üyelik müzakeresinde olan bir ülkeyi AB'nin hasım olarak gördüğü iki ülkeyle aynı kefeye koyması.

Sosyal medyada verilen tepkiler de bu noktada yoğunlaştı.

Von der Leyen'in açıklamasına tepki verenlerden biri de Avrupa Parlamentosu'nun (AP) Türkiye Raportörü Nacho Sanchez Amor oldu:

"Bu yaklaşım, güvenlik ve savunma alanlarında daha güçlü işbirliğine yönelik tekrarlanan mesajlarla tamamen tutarsızdır ve jeopolitik açıdan hatalı bir analizdir."

Türkiye müdahale etti

Tartışmanın alevlenmesi ve Türkiye'nin diplomatik kanallar aracılığıyla yaptığı girişimlerin ardından AB Komisyonu aynı gün bir açıklama daha yapmak zorunda kaldı:

"Türkiye'nin anılması, özellikle Batı Balkanlar'daki jeopolitik ağırlığı, büyüklüğü ve hedeflerinin bir yansımasıdır.

"Herhangi bir ülkeyle kıyaslama amacı taşımamaktadır.

"Türkiye, bölgede ekonomik ve siyasi açıdan tartışmasız önemli bir ortaktır.

"Bu durum bağlantısallık gündemi gibi stratejik alanlarda, Türkiye'nin bölgedeki kilit dayanak noktalarından biri olduğu Trans-Hazar Orta Koridor kapsamında ve göç yönetimi alanında uzun süredir devam eden ortaklığıyla da kendini göstermektedir.

"Türkiye, ayrıca önemli bir NATO müttefiki ve AB aday ülkesidir. Bu yönüyle de kilit bir muhatap konumundadır."

Kos'un çizgisine çekildi

AB Komisyonu tarafından yapılan netleştirme amaçlı bu açıklama, Genişleme Komiseri Marta Kos'un 20 Nisan'da Avrupa Parlamentosu'nda yaptığı konuşmadaki vurgularıyla neredeyse aynı unsurları içermesi açısından dikkat çekiyor.

Kos, konuşmasında özellikle AB'ye komşu bölgelerde daha güçlü ortaklıklar kurmak için cesur adımlar atmaları gerektiğini belirtti ve "Avrupa ve Ortadoğu'da değişen jeopolitik gerçekler ışığında Türkiye'ye ihtiyacımız var" dedi.

Aynı konuşmada, Türkiye'nin AB'nin en büyük beşinci ticaret ortağı olduğunu ve ticaret hacminin Mercosur veya Hindistan ile olanın iki katı olduğunun altını çizen Kos, şu ifadeleri kullandı:

"Bu, Avrupa ile Asya arasındaki ticaret yolları açısından hayati önem taşıyor.

"Ayrıca, Karadeniz bölgesinde yeni bir güvenlik ortamıyla karşı karşıya kalacağımızdan, Ukrayna'ya ilişkin herhangi bir barış anlaşmasında NATO'nun ikinci büyük ordusuna sahip olan Türkiye'nin rolü vazgeçilmez olacaktır."

AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Marta Kos yanında AB bayrağı olduğu halde oturup konuşurken.

Kaynak, Anadolu /Getty Images

Fotoğraf altı yazısı, AB'nin son açıklamayla Genişlemeden Sorumlu AB Komisyonu Üyesi Marta Kos'un pozisyonunu tekrarladığı belirtiliyor.

Ulaşım, enerji ve dijital alanlarda yeni yollar geliştirme isteği de Kos'un vurguları arasındaydı:

"Bu bağlantılar, Avrupa ile Orta Asya arasındaki bağları daha da güçlendirerek stratejik bağımlılıkları azaltabilir.

"Kuzeyde ve güneyde savaşın şiddetini sürdürdüğü bu dönemde, Türkiye ve Güney Kafkasya üzerinden açılan yeni ticaret yolları hayati önem kazanmıştır."

Tüm bu vurguların ardından Kos'un, "Ancak Türkiye'nin de bize ve Kıbrıs'a yönelik adımlar atmasını bekliyoruz" vurgusu aslında ilişkilerin bulunduğu noktayı ve oturduğu çizgiyi özetler nitelikte.

Karşılıklı çıkarlar odakta

Müzakere süreci donmuş durumda olsa da Türkiye'nin aday ülke statüsü resmi olarak sürüyor.

AB, son dönemde Türkiye stratejisini, kendi çıkarlarını daha ön planda tutarak, karşılıklı çıkar alanlarında işbirliğini artırma ve derinleştirme olarak belirlemiş durumda.

Bunun en önemli nedenlerinden biri insan hakları, demokrasi, hukukun üstünlüğü alanlarında AB'nin belirlediği eksikler ve Kıbrıs sorunu konusunda Brüksel'le aynı çizgide olmayan Ankara'nın bu yönteme pek karşı çıkmaması.

Türkiye, şu aşamada bu yaklaşım çerçevesinde hareket edilmesinden rahatsız değil.

Tıkanmış bir süreci zorlamak yerine mümkün olan alanlarda ilerleme anlayışı zemin kazanmış durumda.

Gelinen aşamada üyelik süreci her iki taraf için tamamen geri planda gözüküyor.

Von der Leyen'in Türkiye'nin üyeliğine sıcak bakmadığı bir sır değil.

Hatta mümkün olduğunda Türkiye için "aday ülke" vurgusu yapmaktan kaçınan bir yaklaşımı da söz konusu.

AB içinde von der Leyen'le aynı çizgide olan önemli bir kesim var.

Son açıklaması da AB içinde bazı kesimlerin görüşünü birebir yansıtıyor.

Bununla birlikte ortak görüş olma özelliği taşımıyor.

Uluslararası konjonktürün de etkisiyle Türkiye'nin denklemin vazgeçilmez bir parçası olarak görüldüğü değerlendirmelerine rastlamak mümkün.

Brüksel kulislerinde yapılan yorumların önemli bölümünde ise bu durumun AB açısından bir gönüllülükten ziyade zorunluluktan kaynaklandığı vurgusu öne çıkıyor.

Enerji, bağlantısallık ve savunma alanlarındaki konumunun Türkiye'nin üyeliğinin yolunu açacağına ya da kısaltacağına inananların oranı ise pek yüksek değil.