Hürmüz Boğazı nasıl İran'ın en güçlü silahı haline geldi?

    • Yazan, Jiyar Gol
    • Unvan, BBC Dünya Servisi
  • Okuma süresi 4 dk

İran, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve İsrail arasında 40 gün süren savaştan şaşırtıcı bir sonuç çıktı: İran'ın en etkili kozu geliştirmekte olduğu iddia edilen nükleer silahlar değil, stratejik açıdan hayati önem taşıyan Hürmüz Boğazı olabilir.

Savaş, başından beri İran'da rejim değişikliğini zorlamak amacıyla, önemli noktaları ve liderleri hedef alan ağır bombardımanla yapılan bir girişim olarak algılandı.

İran, ABD'nin Körfez'deki müttefiklerine füze ve insansız hava araçlarıyla misillemede bulundu. Fakat Tahran çatışma tırmandıkça, Basra Körfezi'ni küresel pazarlara bağlayan dar su yolundan geçen deniz trafiğini sekteye uğratmaya odaklandı.

Bu hamle, boğazdan kesintisiz petrol ve doğalgaz sevkiyatına bağımlı olan ABD ve müttefikleri üzerinde büyük bir baskı oluşturdu.

Devrim Muhafızları yetkilileri, boğazı kontrol etmenin, geleneksel askeri saldırılardan daha büyük stratejik avantaj sağlayabileceğini gördüler.

İran, küresel enerji arzını tehdit ederek Washington'ı yaklaşımını yeniden gözden geçirmeye zorladı ve nihayetinde ateşkes görüşmelerinde boğazın yeniden açılması ve güvenliği öncelik kazandı.

İran, düzenli olarak saldırıya uğraması halinde kapama tehdidinde bulunmasına karşın, daha önce hiç bu şekilde tamamen kapatılmamıştı. 1980-1988 İran-Irak Savaşı sırasında petrol tankerlerine saldırıldığında bile boğaz açıktı.

Şimdi bazı İranlı komutanlar ve yetkililer, ülkenin boğaz üzerindeki kontrolünün geleceğini tartışıyor. İran Parlamentosu, özellikle de Ulusal Güvenlik Komisyonu, gemilerin boğazdan ücretli geçirilmesi için bir tasarı hazırladı.

Bir milletvekili, İran'ın taşınan her üç varil petrol için bir dolar ücret alabileceğini söyledi.

Zafer imajı

İran devlet medyası, ateşkesin ardından bir zafer görüntüsü yansıtmaya çalıştı.

İran'ın Kuveyt Büyükelçiliği eski dini lider Ayetullah Ali Hamaney için "Allah'ın zaferi ve fetih geldiğinde" başlıklı bir video paylaştı.

Bu, İran içinde yaygın bir şekilde dile getirilen, ülkenin yabancı baskıya başarıyla direndiği söylemini yansıtıyor.

Devrim Muhafızlarına bağlı Fars Haber Ajansı, gelişmeyi "İran'ın ateşkes planında yaptırımların kaldırılması, savaş tazminatı alınması ve Amerikan askerlerinin çekilmesi öngörülüyor" ifadeleriyle duyurdu.

Üst düzey İranlı yetkililer de bu anlatıyı destekledi. Cumhurbaşkanı Yardımcısı ateşkesi, savaşın ilk günlerinde öldürülen eski dini lideri Ali Hamaney'e atıfla "Hameney doktrini"nin bir zaferi olarak nitelendirdi.

Aynı zamanda, İran'ın yeni liderinin danışmanı ve eski Devrim Muhafızları komutanı Mohsen Rezai, İran güçlerinin "ellleri tetikte" ve alarm durumunda kaldığı uyarısı yaptı. Fakat zafer söyleminin altında çok daha kırılgan bir gerçeklik yatıyor.

İran ordusu önemli kayıplar verdi ve zaten yıllarca ABD öncülüğündeki yaptırımların baskısı altında olan ekonomisi de hızla kötüleşti. Çatışma sırasında en az 13 kişi idam edildi. Bunların çoğu casuslukla suçlandı ve bazıları da Ocak ayında ülke çapında yapılan protestolar sırasında gözaltına alındı.

Bu eylemler, yetkililer kontrolü yeniden sağlamaya çalışırken, müesses nizamda iç muhalefet konusunda derin bir endişe olduğunu gösteriyor.

Boğazın yeniden açılması, barış görüşmeleri öncesinde ABD'nin başlıca taleplerinden biri ama bunun kolay olmadığı anlaşılıyor.

İran Çarşamba günü, Devrim Muhafızları'nın izni olmadan geçen gemilerin "hedef alınacağı ve imha edileceği" uyarısında bulundu.

Beyaz Saray Basın Sözcüsü Karoline Leavitt daha sonra Başkan Trump'ın bu "kabul edilemez" haberlerden bilgisi olduğunu belirtti. Fakat sözcü özel görüşmelerde farklı şeylerin söylendiğini vurguladı.

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Said Hatibzade Perşembe günü BBC'ye verdiği demeçte, İran'ın boğazdan "geçiş için güvenlik sağlayacağını" söyledi ve boğazın ABD ile İran arasındaki savaş başlayana kadar "binlerce yıldır açık" olduğunu vurguladı.

Ancak boğazın yalnızca "ABD saldırganlığını fiilen geri çektikten sonra" açılacağını söyledi ve bu sözlerle İsrail'in Lübnan'a yönelik saldırılarına atıfta bulunmuş gibi görünüyor.

Hatibzade, İran'ın "uluslararası normlara ve uluslararası hukuka" uyacağını söyledi. Fakat boğazın uluslararası sularda olmadığını ve güvenli geçişin "İran ve Umman'ın iyi niyetine" bağlı olduğunu belirtti.

Boğaz, uluslararası denizcilik hukuku ve sivil deniz trafiğinin güvenli yürümesini sağlamayı amaçlayan Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesine tabi.

Tehlikeli emsal

Peki, İran bundan sonra ne yapabilir? İran parlamentosuna sunulan boğazı kontrol etme tasarısı dokuz maddeden oluşuyor.

Başlıca maddelerden birinde "düşman gemilerinin geçişine izin verilmeyeceği" söyleniyor. İran, geçiş hizmetleri sunacak ve şirketlerin İran para birimiyle ödeme yapmasını ve İran bankasında hesap açmasını şart koşacak. Gemilerin ayrıca yüklerini beyan etmeleri gerekecek.

Bu çok karmaşık bir tasarı ve henüz oylamaya sunulmadı.

İran, Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemilerden ücret almaya çalışırsa, asıl soru ABD, Batılı ülkeler ve bölgesel müttefiklerinin böyle bir adımı kabul edip etmeyeceği.

Son tepkilere bakılırsa, ABD ve müttefikleri için seyrüsefer özgürlüğünün temel bir ilke olması ve bir geçiş ücreti sisteminin tehlikeli bir emsal teşkil etmesi göz önüne alındığında, güçlü bir karşı duruş muhalefet görülüyor.

İran başarılı olursa bu, dünyanın en kritik denizcilik geçiş noktalarından birini kontrol etme kabiliyetini gösteren önemli bir stratejik ve sembolik zafer olacak.

Ancak, böyle bir hamlenin ters tepmesi ve ABD müttefiklerini, NATO üyelerini ve bölgesel güçleri İran'a karşı bir araya getirerek koordineli diplomatik, ekonomik hatta askeri karşılıklara yol açması riski de bulunuyor.

Sarah Bell bu habere katkıda bulundu.