İran savaşı Körfez'in 'güvenli liman' imajını nasıl yıktı?

Kaynak, Christopher Pike/Getty Images
- Yazan, Paula Rosas
- Unvan, BBC News Mundo
- Okuma süresi 7 dk
Lübnan'a bombalar yağarken, Irak'ta kalabalık pazar yerlerinde intihar saldırıları düzenlenirken, hatta IŞİD Suriye'de yabancı işçileri kaçırıp vahşi gösterilerle infaz ederken bile Dubai adeta kesintisiz bir eğlence merkezi olmayı sürdürdü.
Dünyanın zenginleri, yapay adalarda malikâneler satın alıyor, Abu Dabi'deki Louvre'u geziyor ya da Katar çöllerinde safari yapıyordu.
Savaşlar, protestolar ve istikrarsızlıkla sarsılan bir bölgede, Basra Körfezi ülkeleri yıllar boyunca kendilerini bir güvenlik ve refah vahası olarak konumlandırdı.
Bu ülkelerin çabaları ve sundukları avantajlı vergi politikaları, milyarlarca dolarlık yabancı yatırımı çekti.
Dubai, Abu Dabi ve Doha gibi şehirler, dünya milyarderleri ve lüks turizm için cazibe merkezlerine dönüştü; aynı zamanda uluslararası etkinlikler ve kongreler için tercih edilen konumlar haline geldi.
Ancak bu yanılsama 28 Şubat'ta dağıldı.
O gün ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırıları bir savaşı başlattı. Tahran ise yalnızca İsrail şehirlerini ve bölgedeki ABD üslerini bombalamakla kalmadı, aynı zamanda Washington'un Körfez'deki müttefiklerini de hedef aldı.
Bu monarşiler, bir anda istemedikleri bir çatışmanın içine sürüklendi.
Avrupa Barış Enstitüsü'nden Körfez uzmanı analist Anna Jacobs Khalaf, BBC Mundo'ya yaptığı açıklamada, "Trump'ın bu savaşı başlatmaması için her yolu denediler" diyor.

Kaynak, Gallo Images/USGS/NASA
İran füzeleri bir anda alışveriş merkezlerinin, lüks gökdelenlerin ve yatlarla dolu limanların yakınlarına düşmeye başladı.
Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Bahreyn, Suudi Arabistan ve Umman'da yaşayanlar ile on binlerce yabancı çalışan ve turist dehşet içinde bu anlara tanıklık etti.
Savaş, dünyanın en lüks otellerinden bazılarına bile ulaştı. Düşürülen bir İran insansız hava aracının parçaları Dubai'deki Burj al Arab'ın üzerine düşerken, Palm Jumeirah'taki Fairmont The Palm oteli doğrudan isabet aldı.
18 Mart Çarşamba günü ise Katar'ın devlet petrol şirketi, Ras Laffan sanayi kompleksinin füze saldırıları sonucu "ağır hasar" gördüğünü açıkladı.
Ras Laffan, İran'ın "kararlı adımlar atacağı" uyarısında adı geçen yerlerden biriydi. Bu uyarı, İran'ın Güney Pars Doğalgaz Sahası'ndaki tesislerin İsrail saldırılarıyla vurulduğuna dair haberlerin ardından gelmişti.
Körfez başkentlerinde savaşın yansımalarına karşı öfke büyüyor.
Uçuşlardan otel rezervasyonlarına, kongrelerden uluslararası etkinliklere kadar geniş bir iptal dalgası yaşandı. Bahreyn ve Suudi Arabistan'daki Formula 1 organizasyonları bile bu durumdan etkilendi.
Buna ek olarak Hürmüz Boğazı'nın kapanması yakıt ihracatını durma noktasına getirdi.
Güvenli liman imajı zedeleniyor
Kuveyt Üniversitesi'nden profesör Badr al Saif, BBC'ye yaptığı açıklamada, "Körfez ülkeleri Ortadoğu'da güvenli sığınak imajı oluşturmaya çalıştı. Ancak son haftadaki gelişmeler bu imajı zedeledi" dedi.
Bölge ülkeleri, lükse olduğu kadar güvenliğe de yatırım yaptı.
Tümü otokratik yönetimlere sahip olan bu monarşiler, terörden korunmak için geniş çaplı gözetim sistemlerine yatırım yaptı.
Ancak aynı zamanda muhalefeti ve imajlarına zarar verebilecek her türlü unsuru da bastırdılar.

Kaynak, Planet Labs PBC via REUTERS
Örneğin savaşın bu üç haftasında, İran saldırılarına ait görüntüler paylaştıkları için aralarında yabancıların da bulunduğu onlarca kişi gözaltına alındı.
Bu ülkeler, yabancı çalışanları, turistleri ve yatırımcıları çekebilmek için muhafazakâr yapılarının içinde belirli özgürlük alanları oluşturdu. Ancak bu özgürlüklerin sınırları vardı. İçki içmek belirli yerlerde serbestti, ancak eşcinselliğin açık şekilde ifade edilmesine izin verilmiyordu.
Düşük ya da sıfır vergi politikalarıyla birleşen bu yaklaşım, onları son yıllarda son derece popüler hale getirdi ve önemli turizm merkezlerine dönüştürdü.
Ancak savaş bu modeli ciddi şekilde sarsıyor.
Dünya Seyahat ve Turizm Konseyi'nin Financial Times tarafından aktarılan verilerine göre, yalnızca turizm sektörü bölgede günde yaklaşık 600 milyon dolar kaybediyor. Oysa yıl için beklenen turizm geliri 207 milyar dolardı.
6 Mart haftasında, AirDNA'nın Airbnb ve Vrbo gibi platformlardan derlediği verilere göre Dubai'de kısa süreli kiralamalarda 80 binden fazla iptal gerçekleşti.
Uçuş iptalleri de milyonlarca yolcuyu yerde bıraktı.
Son yıllarda Körfez, günde 500 binden fazla yolcunun geçtiği küresel bir havacılık merkezi haline gelmişti. Ancak 28 Şubat'tan bu yana Dubai, Kuveyt ve Abu Dabi havalimanları İran füzeleri veya insansız hava araçlarının hedefi oldu ve binlerce uçuş iptal edildi.
Harvard Kennedy School'a bağlı Belfer Merkezi'nden araştırmacı Elham Fakhro, "Güvenlik imajı kısmen yapaydı, ancak aynı zamanda da gerçekti. Çünkü Körfez ülkeleri onlarca yıl boyunca kendilerini bölgedeki en kötü gelişmelerden izole etmeyi başarmıştı" diyor.
Fakhro'ya göre yatırımcı ve turist güveninin yeniden kazanılması mümkün, ancak bu "çatışmanın ne kadar süreceğine bağlı".
Hayal kırıklığı ve öfke
İran'la savaş, Körfez ülkelerini doğrudan hedef haline getirirken, bu durumun maliyeti son derece yüksek oldu. Bölge halkı ve yöneticileri arasında ciddi bir öfke ve hayal kırıklığından söz etmek mümkün.
Bu öfkeyi en açık dile getiren isimlerden biri Emirlikli milyarder iş insanı Khalaf Ahmad al Habtoor oldu.
Al Habtoor, ABD Başkanı Donald Trump'a hitaben yazdığı açık mektupta, "Bizi İran'la bir savaşa sürükleme yetkisini kim verdi? Bu tehlikeli kararı hangi temele dayanarak aldı?" diye sordu ve "Tetiği çekmeden önce yan etkileri hesaplandı mı?" ifadelerini kullandı.

Kaynak, FADEL SENNA / AFP via Getty Images
BBC News Mundo'ya konuşan Elham Fakhro'ya göre, Körfez başkentlerinde "ihanet duygusu oldukça güçlü" ancak bunun bir süre açık şekilde dile getirilmesi beklenmiyor.
Körfez ülkeleri, ABD ile ilişkilerine büyük yatırımlar yaptı. Askeri üsler sağladılar, lojistik destek sundular, büyük ekonomik taahhütlerde bulundular ve ABD'nin bölgesel politikalarıyla uyumlu hareket etmenin iç politik maliyetini üstlendiler.
Karşılığında ise en azından kendilerini doğrudan hedef haline getirecek bir savaş öncesinde danışılmayı bekliyorlardı.
Fakhro, "Bu olmadı. İran füzeleri onların başkentlerini, havalimanlarını, petrol altyapılarını ve finans merkezlerini vurdu. Bunun nedeni onların yaptıkları değil, Washington ve Tel Aviv'de alınan kararlardı" diyor.
Londra merkezli düşünce kuruluşu Chatham House'tan araştırmacı Neil Quilliam da Körfez başkentlerinde "büyük bir öfke" olduğunu belirtiyor.
Quilliam'a göre şu an için bunun kamuoyunda açıkça ifade edilmesi pek olası değil.
Bu, ABD'nin Körfez ülkelerini ilk kez oyun dışında bırakışı değil.
2015'te İran'la yapılan nükleer anlaşma sırasında masada olmak isteyen Körfez ülkeleri sürece dahil edilmemişti. Bu nedenle bugünkü durum hassas bir noktaya dokunuyor.
Güvenlik stratejisi
Körfez monarşileri, 1979'daki İran Devrimi'nden bu yana Tahran yönetimiyle gergin bir ilişki sürdürüyor.
İran nüfusu Arap değil ve büyük çoğunluğu Şii. Buna karşılık Körfez ülkeleri çoğunlukla Sünni. Ayrıca İran, devrimden bu yana ABD'nin bölgedeki en büyük rakibi konumunda. Körfez monarşileri ise Washington'un müttefiki.
Bu nedenle bölge ülkeleri özellikle de Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar, güvenliklerini büyük ölçüde ABD ile olan ittifak üzerine kurdu.
Neil Quilliam'a göre bu ülkelerde, NATO'nun beşinci maddesine benzer bir güvence beklentisi oluşmuştu.
1990'da Saddam Hüseyin'in işgal ettiği Kuveyt'in ABD öncülüğündeki koalisyon tarafından kurtarılması bu yaklaşımın temel referansıydı.
Ancak 2019'da İran'ın Suudi petrol altyapısını vurduğu saldırılarda ya da 2025'te İsrail'in Katar'ın başkenti Doha'da Hamas liderlerini öldürdüğü operasyonda ABD doğrudan müdahale etmedi.
Bu durum, Washington'ın Körfez ülkelerini her koşulda savunmaya gelmeyeceği düşüncesini güçlendirdi.

Kaynak, Anadolu via Getty Images
Bunun üzerine bazı Körfez ülkeleri savunma kapasitelerini artırmaya ve güvenlik ortaklıklarını çeşitlendirmeye başladı.
Elham Fakhro'ya göre Körfez güvenlik stratejisi üç varsayıma dayanıyordu: ABD'nin ana güvenlik garantörü olması, İran'la gerilimin azaltılmasının doğrudan çatışma riskini düşürmesi ve bazı ülkeler için İsrail ile kurulan sınırlı ilişkilerin stratejik fayda sağlaması.
Fakhro, bu stratejilerin Körfez ülkelerinin Washington, Tahran ve Tel Aviv arasında denge kurmasını amaçladığı görüşünde.
Ancak İran savaşı bu yaklaşımın sınırlarını ortaya koydu.
Bazı ülkeler Türkiye veya Pakistan gibi alternatif ortaklıklara yönelebilir, ancak Quilliam'a göre ABD'den tamamen uzaklaşmaları uzun yıllar alacak. Çünkü askeri eğitim, silah sistemleri ve havacılık anlaşmaları genellikle en az 20 yıllık süreleri kapsıyor.
Demokles'in kılıcı
Körfez ülkelerinin, istemedikleri bu savaşta kolay bir çıkış yolu yok.
Ancak uzmanlara göre çatışma ne kadar kısa sürerse zarar da o kadar sınırlı olur.
Elkam Fakhro, kısa vadede bir ateşkesin, toparlanma sürecinin başlamasına imkân tanıyabileceği görüşünü savunuyor.
Ancak savaş uzadıkça ekonomik kayıplar artacak, yabancı iş gücü bölgeden ayrılacak ve özellikle Dubai gibi ekonomiler için kritik olan sermaye kaçışı hızlanacak.
Sadece bu da değil. Neil Quilliam'a göre Hürmüz Boğazı'nın kapanmasının yol açtığı ekonomik kayıplar da ancak ateşkesle kalıcı biçimde durdurulabilir.
Bazı ülkeler üretimi durdurmak zorunda kaldı ve üretimin eski seviyelere dönmesi en az 5-6 ay sürebilir.
Savaş bugün sona erse bile İran tehdidi ortadan kalkmayacak ve bölgenin üzerinde Demokles'in kılıcı gibi asılı kalmaya devam edecek.
Chatham House araştırmacısı Quilliam, "İki ay sonra İsrail, İran'ın nükleer ya da balistik programında bir hareketlilik tespit ettiğini söyleyip yeniden saldırabilir. İran da karşılık verir" diyor.
Avrupa Barış Enstitüsü'nden Anna Jacobs Khalaf'a göre Körfez ülkeleri coğrafyayı değiştiremez. 90 milyonluk İran'la komşu olarak yaşamaya devam edecekler ve enerji piyasalarını tehdit etmeyecek bir denge bulmak zorundalar.
Son yıllarda olduğu gibi müzakereye dönüş bir çıkış yolu olabilir. Suudi Arabistan ile İran'ın Çin arabuluculuğunda diplomatik ilişkilerini yeniden kurması bunun bir örneğiydi.
Harvard'dan Elham Fakhro'nun ifadesiyle, "Kalıcı çözüm, Körfez ülkelerinin İran'la kendi şartları doğrultusunda ilişkiler kurmasından geçiyor."












